Denizli üretim şehri. Mazota gelen her zam yalnızca araç sahibinin deposunu değil; çiftçinin tarlasını, hayvancının ahırını, sanayicinin fabrikasını, nakliyecinin direksiyonunu ve vatandaşın mutfağını etkiliyor. Peki, bir litre motorinden kim ne kazanıyor, kim ne ödüyor?
ENGİN ÖZ | DENİZLİ KENT HABER
Denizli'de 31 Ekim Cumartesi günü yaklaşık 98,80 TL seviyesinde olan motorin litre fiyatının, 1 Kasım Pazar gününden itibaren beklenen 3,60 TL'lik artışla 102,40 TL seviyesine çıkması öngörülüyor.
Bir litre mazotun 100 TL sınırını aşması artık sıradan bir akaryakıt fiyatı haberi olmaktan çıktı. Çünkü mesele yalnızca vatandaşın aracına kaç liraya yakıt aldığı değil. Mesele, Türkiye'de üretmenin her geçen gün nasıl daha maliyetli hâle geldiğidir.
Tüpraş'ın 31 Ekim 2026 tarihli ve 1 Kasım yürürlük tarihli İzmir rafineri satış fiyatları tablosunu inceledim. Rakamlar, akaryakıt fiyatının içerisinde devletin aldığı vergiyi, rafineri fiyatını ve dağıtım zincirindeki payları yeniden tartışmamız gerektiğini gösteriyor.
Bir litre motorinin hesabı ne söylüyor?
Tüpraş'ın İzmir rafineri çıkışında motorin için açıkladığı rakamlara bakalım:
- Rafineri satış fiyatı: 63,93 TL
- ÖTV: 9,00 TL
- Gelir payı: 0,046 TL
- KDV hariç toplam: 72,98 TL
- KDV: 14,60 TL
- KDV dâhil rafineri satış fiyatı: 87,57 TL.
Şimdi bu rakamı Denizli'de beklenen 102,40 TL'lik pompa fiyatıyla karşılaştıralım.
Pompa fiyatından KDV çıkarıldığında yaklaşık 85,33 TL kalıyor. İzmir rafineri çıkışındaki KDV hariç fiyat ise 72,98 TL.
Aradaki yaklaşık 12,36 TL'lik fark, dağıtım ve bayilik zincirindeki brüt fiyat farkını oluşturuyor. Ancak bu tutarın tamamı istasyon sahibinin kazancı değildir. Dağıtıcı ve bayi payları ile ilgili diğer maliyetler bu zincirin içerisindedir.
İşte tam da burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor: Akaryakıt istasyonunun kasasından geçen para ile istasyon sahibinin cebinde kalan para aynı değildir.
Bayi 100 liralık satış yapıyor ama ne kazanıyor?
Bir akaryakıt istasyonu düşünün.
Kirası var, elektrik faturası var, su gideri var. Personel maaşları, SGK primleri, banka POS komisyonları, bakım giderleri, otomasyon masrafları, nakliye ve lojistik maliyetleri var.
Üstelik akaryakıt istasyonları 24 saat hizmet veriyor. Gece gündüz personel çalıştırıyor, işletme giderlerini karşılıyor.
Vatandaş pompadaki fiyatı görüyor ve istasyonun yüksek kazanç sağladığını düşünebiliyor. Oysa pompa fiyatı üzerinden hesaplanan brüt fark, bayi kârı değildir. Bütün işletme giderleri düşüldükten sonra ortaya çıkan rakam ise net kazançtır.
Dolayısıyla akaryakıt sektörünü değerlendirirken yalnızca satış fiyatına bakmak yeterli değildir. Dağıtıcı ve bayi marjlarının ayrı ayrı açıklanması gerekir.
Devlet bir litre mazottan ne kadar vergi alıyor?
Beklenen 102,40 TL'lik pompa fiyatı üzerinden hesaplandığında, litre başına 9 TL ÖTV ve yaklaşık 17,07 TL KDV söz konusudur.
Böylece bir litre motorindeki ÖTV ve KDV toplamı yaklaşık 26,07 TL'ye ulaşıyor.
50 litrelik bir depo üzerinden düşünelim:
Vatandaş deposunu doldurmak için 5.120 TL ödüyor. Bunun yaklaşık 1.303 TL'si ÖTV ve KDV kalemlerinden oluşuyor.
Bu rakamlar bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Akaryakıt fiyatının önemli bir bölümü vergilerden oluşuyor.
Elbette devletin vergi gelirlerine ihtiyacı var. Ancak burada sorulması gereken soru şu: Vergi gelirleri korunurken üreticinin, esnafın, sanayicinin ve vatandaşın üzerindeki yük nasıl hafifletilecek?
Denizli'de mazot zammı sadece mazot zammı değildir!
Denizli'yi konuşuyorsak, Denizli'nin ekonomik gerçeklerini de konuşmalıyız.
Denizli bir sanayi şehri. Tekstilinden mermerine, makine sanayisinden ihracatına kadar üretimle ayakta duran bir şehir.
Aynı zamanda tarım ve hayvancılık şehri.
Çiftçi tarlasını traktörle sürüyor. Ekim yapıyor, sulama yapıyor, ürününü hasat ediyor. Hayvancı yemini, samanını ve diğer ihtiyaçlarını taşımak zorunda.
Sanayici üretim için hammadde getiriyor, ürettiği ürünü pazara ve limana ulaştırıyor. Nakliyeci her gün aracına yakıt almak zorunda. Esnaf malını dükkânına getiriyor.
Motorine gelen her zam, bu maliyet zincirinin tamamına dokunuyor.
Bugün nakliyecinin maliyeti artıyorsa yarın taşınan ürünün fiyatı da etkileniyor. Çiftçinin mazot gideri yükseliyorsa üretim maliyeti artıyor. Sanayicinin enerji ve lojistik giderleri yükseliyorsa rekabet gücü de bundan etkileniyor.
Sonunda bütün bu maliyetler dönüp dolaşıp vatandaşın sofrasına geliyor.
Yani mazotun fiyatı yalnızca istasyondaki tabelada yazan rakam değildir. Pazardaki sebzenin, marketteki ürünün, soframızdaki ekmeğin maliyetidir.
ÖTV ve KDV indirimi artık tartışılmalı
Burada ekonomi yönetiminin önünde değerlendirilmesi gereken önemli seçenekler bulunuyor.
Birincisi, motorin üzerindeki ÖTV yükü yeniden gözden geçirilmelidir. Özellikle tarım, hayvancılık, nakliye ve üretim sektörlerine yönelik hedefli vergi indirimi modelleri değerlendirilmelidir.
İkincisi, akaryakıtta KDV oranının düşürülmesi seçeneği gündeme alınmalıdır. Yüzde 20 olan KDV'nin aşağı çekilmesi, pompa fiyatına doğrudan katkı sağlayabilecek bir adımdır.
Üçüncüsü, rafineri fiyatı, ÖTV, KDV, dağıtıcı payı ve bayi marjı vatandaşın anlayabileceği şekilde şeffaf olarak açıklanmalıdır.
Çünkü vatandaş da bayi de neyin bedelini ödediğini, hangi kalemin ne kadar olduğunu bilmek istiyor.
Devletin vergi toplaması elbette gereklidir. Ancak vergi politikası üretimi zorlaştıran değil, üretimin devamlılığını sağlayan bir anlayışla ele alınmalıdır.
Son söz: Üretimin üzerindeki yük hafifletilmeli
Akaryakıt bayisi de bu ekonomik tablonun bir parçası. Vatandaş da, çiftçi de, sanayici de, nakliyeci de aynı zincirin içerisinde.
Bir tarafta işletmesini ayakta tutmaya çalışan bayi, diğer tarafta her zamda bütçesi biraz daha zorlanan vatandaş, öte tarafta vergi gelirlerini korumaya çalışan devlet var.
Ancak bütün bu dengelerin merkezinde üretim bulunuyor.
Denizli gibi sanayisi, tarımı ve hayvancılığı güçlü bir şehirde mazot fiyatları yalnızca ekonomik bir istatistik olarak değerlendirilemez.
Devletin vergi geliri önemli, bayinin ayakta kalması önemli, vatandaşın alım gücü önemli. Ama bütün bunların sürdürülebilmesi için üreticinin de ayakta kalması gerekiyor.
ÖTV ve KDV politikaları yeniden değerlendirilmelidir. Üretimin, taşımacılığın ve tarımsal faaliyetlerin üzerindeki akaryakıt yükü hafifletilmelidir.
Çünkü üretim pahalanırsa hayat pahalanır. Hayat pahalanırsa bunun bedelini en sonunda hepimiz öderiz.
Denizli'nin ihtiyacı daha pahalı mazotla daha pahalı üretim değil; üreticiyi, esnafı ve vatandaşı birlikte koruyan bir ekonomi politikasıdır.