"Özgür Basın Söylemi, Basın Gerçeği"
"Özgür Basın Söylemi, Basın Gerçeği"
Emre Türkmen'in köşe yazısı...
Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu ile CHP Denizli İl Başkanlığı arasında yaşanan su aboneliği tartışması, doğal olarak kamuoyunun ve basının ilgisini çekti. Çünkü siyasetçilerin attığı her adım, kamuoyunu ilgilendirdiği ölçüde haber değeri taşır.
Biz de bir haber kuruluşu olarak görevimizi yaptık.
CHP Denizli İl Başkanlığı’nın yaptığı basın açıklamasını yayınladık.
Ne eksik ne fazla…
Ancak bu haberin ardından kendimizi bir anda siyasi bir “ambargonun” içinde bulduk.
İşte asıl sorgulanması gereken nokta tam da burasıdır.
Çünkü siyasetçiler değişebilir, partiler değişebilir, yönetimler değişebilir. Ancak basının görevi değişmemelidir.
Bugün bir siyasi partinin açıklamasını yayınladığınız için tepki gösterenlerin, yarın başka bir siyasi partinin açıklamasını yayınladığınızda da aynı hassasiyeti göstermesi gerekir. Basının görevi, siyasetin hoşuna giden haberleri yayınlamak değil; kamuoyunun bilmesi gerekenleri tarafsız bir şekilde aktarmaktır.
Üstelik burada daha da dikkat çekici bir durum var.
Her fırsatta “özgür basın”, “hukuk”, “adalet” ve “demokrasi” ve “özgürlük” vurgusu yapanların, kendileri haber konusu olunca basına mesafe koyması ciddi bir çelişki oluşturmaz mı?
Özgür basın, sadece sizin sesinizi duyurduğunda özgür değildir.
Özgür basın, sizin hoşunuza gitmeyen açıklamaları da yayınlayabildiği zaman özgürdür.
Basın kuruluşlarının görevi siyasetçileri memnun etmek değildir.
Hele hele “Bunu yazarsan bizimle aranı bozarsın”, “Şunu yayınlarsan seni görmeyiz” anlayışı, demokratik siyaset kültürüyle bağdaşmaz.
Daha da ilginci, geçmişte iktidarın basın üzerindeki baskılarından ve sansür uygulamalarından şikâyet edenlerin, bugün benzer yöntemleri söz konusu kendileri olunca uygulaması insanı ister istemez düşündürüyor.
Dün “Basına baskı yapılmasın” diyorlardı.
Bugün aynı sözü kim söylüyor?
Siyasetçinin görevi eleştiriyi engellemek değil, eleştiriye cevap vermektir.
Bir haberden rahatsız olunabilir.
Bir köşe yazısı beğenilmeyebilir.
Bir açıklamanın yayınlanmasına tepki gösterilebilir.
Bunların hepsi demokratik hayatın içinde vardır.
Ama çözüm basına kapı kapatmak, haber kuruluşunu dışlamak veya gazeteciyi “terbiye etmeye” çalışmak değildir.
Çözüm, varsa yanlış haberi düzeltmek, iddiaya cevap vermek ve kamuoyunun önünde kendi görüşünü anlatmaktır.
Gazeteciye “Neyi nasıl yapması gerektiği” anlatılmaya başlandığı anda, basın özgürlüğü açısından alarm zilleri çalmaya başlar.
Çünkü gazetecinin kimden izin alarak haber yapacağını belirlemeye başladığınızda, ortada basın özgürlüğü diye bir şey kalmaz.
Bizim meselemiz herhangi bir siyasi partiyle ya da herhangi bir siyasetçiyle kişisel bir hesaplaşma değildir.
Meselemiz çok daha basit:
Basın, siyasetçinin kontrolünde olmamalıdır.
Bugün CHP’nin açıklamasını yayınlarız.
Yarın AK Parti’nin açıklamasını yayınlarız.
Başka bir gün MHP’nin, İYİ Parti’nin, DEM Parti’nin ya da herhangi bir siyasi yapının açıklamasını da yayınlarız.
Çünkü haberin rengi olmaz.
Gazeteciliğin tarafı, kamuoyunun haber alma hakkıdır.
Elbette gazeteci de hata yapabilir. Yanlış bilgi aktarabilir, eksik kalabilir. Bunun da yolu bellidir: Düzeltme talep edilir, cevap hakkı kullanılır, varsa hukuki yollar işletilir.
Fakat gazeteciliği siyasi ilişkilerin bir parçası haline getirmek, basını “bizden olanlar ve olmayanlar” şeklinde sınıflandırmak, demokratik toplum açısından son derece tehlikelidir.
Bugün bir basın kuruluşu siyasi bir açıklamayı yayınladığı için dışlanıyorsa, yarın başka bir basın kuruluşu başka bir açıklamayı yayınladığı için aynı muameleyle karşılaşabilir.
Ve bir gün herkes susar.
İşte asıl tehlike budur.
Çünkü susan basın, güçlü değildir.
Susturulan basın ise hiç özgür değildir.
Siyasetçilerin görevi gazetecilere nasıl yazacaklarını öğretmek değil, neden böyle yazıldığını kamuoyuna anlatmaktır.
Bizler de tam olarak bunu yapmaya devam edeceğiz.
Kimsenin tarafında değiliz.
Haberin tarafındayız.
Kimsenin siyasi hesabının parçası değiliz.
Kamuoyunun haber alma hakkının yanındayız.
Ve belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, herkesin kendisine şu soruyu sormasıdır:
“Basın, sadece sizi desteklediğinde mi özgürdür?”
Bu sorunun cevabı gerçekten “hayır” ise, o zaman özgür basının gereğini hep birlikte yerine getirmeliyiz.
Çünkü demokrasi, sadece sandıkta değil; eleştiriye tahammül edebilme kültüründe de yaşar.
Basın özgürlüğü de tam burada başlar.
Denizli HABERİ
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.